Cengiz Aygün 'den Bir Portre'Güç ve akıl, yeni dünya düzenini kurmaya başladı..

'Güç ve Akıl' sahibi egemenler, yeni dünya düzeninde nihai noktaya yaklaştılar.
Bu haber 2018-02-08 22:39:14 eklenmiş ve 205 kez görüntülenmiştir.
Not: Yazı uzun gelebilir. Yeni Dünya Düzeni’ne dair genel bir değerlendirme yaparak, son gelişmeleri toplu ve bütünlük içinde sunmak istedim. Sıkılmadan sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim.)

Bizim dikkatimizin, doğal olarak kendi coğrafyamıza teksif olduğu bugünlerde, dünyanın farklı yerlerinde çok ciddi ve ilginç gelişmeler yaşanıyor.

Küresel düzlemde kronik hal almış ülkeler arası sorunlar, sanki gizli bir el marifetiyle uzlaşmaya doğru gidiyor.

Mesela; coğrafyamızdan çok uzaklarda ama kendi bölgesinde önem arzeden Avusturalya-Yeni Zelanda arasındaki sorun anlaşmayla sonuçlandı.

Keza, İsrail ve ABD'nin büyük tepki gösterdiği "Yahudi soykırımında Polonyalıların Nazilerle suç ortağı olduğu iddiasını yasaklayan" yasa, Polonya Cumhurbaşkanı Duda tarafından onaylandı.

ABD ve Yahudiler’in tepkisi nedeniyle bir türlü onaylanmayan bu tasarının kanunlaşması, sıradan bir durum değildir.

Bu kararla verilmek istenen mesaj; Yahudilerin serkeşliğine, anarşist yayılmacılık ve saldırganlığına, Ortadoğu ve Avrupa merkezli silahlı ve siyasi terör yaratmalarına gem vurulmasından başka bir şey değildir.

Bu olay, Yeni Dünya plancısı akıl sahiplerinin Yahudilere ayar vermesi, hizaya sokması ve had bildirmesidir.

Orta vadede, Afganistan sorunu da çözüm yoluna girecektir.

Bugünün değil de, özellikle gelecek on yıllarda önem arzedecek, zengin yeraltı kaynaklarına sahip olan Afganistan, dibe vurmuşluğu bir süre daha yaşadıktan sonra, yeni bir düzene kavuşacaktır.

Bu yeni planlamada, yeraltı zenginlikler ve kaynaklar çok büyük önem taşımaktadır.

Yeraltı kaynakları derken de; petrol ve doğalgaz akla gelmesin.

Evet, petrol ve doğalgazın anlam ve önemi yadsınamaz ve hepimizin malumudur.

Ama, planlanan yeni yüzyılın ikinci çeyreği ve sonrası süreçte, yepyeni yeraltı kaynaklar öne çıkacak olup; bugün, o kaynaklara dönük tespit ve planlamalar yapılmaktadır.

Savaşın ve hatta nükleer savaşın eşiğine gelmiş olan ABD-Kuzey Kore ilişkisinde, konsensüse yönelik ilginç gelişmeler oluyor, yeni bir dönem başlıyor. Uzlaşma ve normalleşme adımları atılıyor.

AB’nin Batı Balkanlara doğru genişleme planı çerçevesinde; Sırbistan, Arnavutluk, Karadağ, Makedonya, Bosna Hersek ve Kosova’yı da dahil etme planları da, bu yeni konseptin Avrupa boyutlu yansımalarıdır.

26 Mart’da AB-Türkiye zirvesi yapılacak.

Bulgaristan’ın dönem başkanlığı yaptığı bu toplantıya Erdoğan bizzat katılacak. Uzun zamandır hasmane söylem ve eylemlerine devam eden AB’nin bu toplantı sonrası, yeni fasılların da açılarak, buzların erimesine dönük atacağı adımlarla yeni bir sürecin başlaması muhtemeldir.

Ve hatta, üyelik konusunda sürpriz bir teklif ve yakınlaşmanın şaşırtıcı olmayacağı duyumlarını da alıyorum.

Avrupa sevmese bile, Türkiye’siz bir oluşumun zaafının farkındalar.


Hani denir ya; ne Türkiye’li, ne de Türkiye’siz…

Rusya konusunda önümüzdeki günlerde ilginç gelişmeler olabilir.

Putin’e seçim öncesi ayar verilmesi ve gücünün nihayetsiz ve herkese meydan okuyabilir şekilde olmadığının hatırlatılacağını düşünüyorum.

Rusya’yı bu hizaya çekme hamlesi daha çok ekonomik enstrümanlarla olabilir.

Ve hatta, aldığım duyumlara ve yaptığım istişarelere göre, Körfez sermayesiyle semirtilen kimi Rusların Oligark’laştırılarak Putin’e gözdağı verileceği ve hoyratlaşma konusunda ayar çekileceği söylenmektedir.

Aslında Putin de, Rus halkının desteğinin koşulsuz olmadığının farkındadır.

Bu bağlamda; Rusların alım gücünün düşmesi, Putin’in iktidarını sarsacak en önemli olgudur ve iktidarının yumuşak karnıdır.

Yeni Dünya düzeninin İngiliz Siyaseti çerçevesinde oluşacağı düşünülmesin.

Yeni Yüzyılı planlayarak, o konsepte uygun bir yönetsel yapı tesis etmek isteyenler, sanki İngilizler’miş gibi bir algı olduğunu görüyorum.

Ama kazın ayağı hiç de öyle değil.

Küresel Hakimiyeti tesis etmek isteyen “güç ve akıl” sahibi olanlar; İngiliz’dirler, Amerikalı’dırlar, İtalyan’dırlar, Çinli’dirler, belki Rus’tur, belki biraz Türk’tür, belki de Fransız’dır veya Almandır.

Bu “güç ve aklı” tek bir millet veya devlete indirgemek, olayı anlamamışlık demek olur.

Bu yüzden de, İngilizler’le istişare ve uzlaşma, işin finalinde yapılacaktır. Çünkü İngiliz siyasetinin hem sinsi hem kıvrak ve ince diplomasi içeren bir hassasiyet üzere olduğunun farkındalar.

Çünkü bu ana kadar, ABD’nin şangır şungur, kırarak, dökerek yarattığı küresel hasarda, nedense hep vebal ABD’ye çıkmıştır.

Ama işin arkasında, İngilizlerin olduğunu bilenler bilir.

Küresel ölçekli savaş ve çatışmaların, terör ve terörizasyonun faturası ABD’ye kesilmiş; has oğlan İngilizler, kötü çocuk ise hep ABD olmuştur.

Ama, aslında ipleri elinde tutan genelde veya hep, İngiliz Siyaseti olmuştur.

Bütün bu nedenlerden ötürü son tahlilde; final müzakere ve görüşmesi İngilizlerle yapılacak ve kaçınılmaz şekilde de uzlaşılacaktır.

Amerika içindeki yönetsel kargaşa ve çelişkiler bir süre daha devam edebilir.

Çünkü “su bulanmadan durulmaz” misali, ABD yönetiminde etkin olan bazı güç odaklarının dibe vurması beklenecektir.

Bu bağlamda; Yahudilerin geri adım atmaları sağlanacak, NeoCon’ların eski mevzilerine çekilmeleri tesis edilecek, Evangelist’lerin yönetimdeki sesleri kısılacak ve Pentagon, gelecek olan “yönetsel akıl”la uyumlu hale getirilecektir.

Böylelikle, Pentagon’un devlet içinde devlet gibi hareket etmesinin önü kesilecek; “Ortak Akıl”dan bağımsız, terör örgütleri üzerinden yaptıkları eylemlerle, dünyanın farklı bölgelerini terörize ederek; kargaşa ve kaos
yaratmalarına müsaade edilmeyecektir.



Kurt bulanık havayı sever” kabilinden, “akıl sahipleri” bu sisli ve flu ortamda; kimin kime, neye, nasıl ve niçin hizmet ettiğini daha iyi gözleyerek, avına hamle için en uygun anı kolluyor ve kollamaktadır.

İşte o an geldiğinde;  ABD, asıl söz sahibi akıl tarafından yönetilmeye başlayacak, bu “güç ve akıl”, ipleri tamamen veya ekseriyetle ele alacaktır.

Kaldı ki; bahse konu bu “güç ve akıl”, ABD yönetiminde yekpare bir sistem ve tek seslilik oluşturduğunda, Yeni Dünya Düzeni’nin temelleri atılmış olacaktır.

Türkiye ve coğrafyamıza gelince…

Ülkemiz, bu Yeni Dünya Düzeni’nde önemli bir parça ve bölgesel başat aktör olacaktır.

Hem son yıllardaki uyanış ve gelişmişliğimizin, hem coğrafyamızın ve hem de yeni yüzyıl konjonktürünün bize getirdiği rol budur.

Güç ve akıl” sahipleri Yeni Dünya dizaynının Türkiye’siz olmayacağının veya Türkiye olmadan sağlıklı kurulamayacağının farkında.

Bu yüzden de; bölgesel sorun ve konulara yoğunlaştığımız bu sıralar, Yeni Dünya dizaynı içerikli büyük resmi pas geçmeden, devlet aklıyla, akıllı ve akılcı ince diplomasiyle; yeri geldiğinde fiziksel bilek gücünü, yeri geldiğinde soğukkanlılıkla akıl ve beyin kıvraklığını içeren diplomasiyi kullanma marifetini göstermeli ve geleceğe bu hassasiyetle bakabilmeliyiz.

Ancak bu şekilde, kendi lider rolümüzü pekiştirir, gösterir ve görürüz.

2017 başlarından itibaren ve özellikle  ikinci yarısından sonra, diklenmeden dik durmanın ve içeride-dışarıda akılcı hareket etmenin semeresini almaya ve görmeye başladık.

Kararlılık ve gerektiğinde “savaşsa savaş, ölümse ölüm” diyebilirlik içeren varoluş hamlemiz, batılı güçlere, “güç ve akıl” sahiplerine figüran değil de, “ortak” pozisyonlu bir ülke olacağımızı gösterdi ve hatırlattı.

Cerablus ve  El Bab’da yaptığımız ve halen Afrin’de yürüttüğümüz harekat, bölgesel inisiyatifin Türkiye olmadan olamayacağını dünya kamuoyuna en net şekilde göstermiştir.

Ama asıl olan; çarpışarak, savaşarak elde edilen kazanımların, diplomasiyle sürdürülmesi ve kötü diplomasiyle berheva edilmemesidir.

Afrin Harekatı’nın başlamasından bu yana, Avrupa ve özellikle ABD’nin söz ve eylemlerindeki şaşkınlık, çelişki veya değişikliğe dikkatleri çekmek istiyorum.

Bu bağlamda; haftasonu  ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve sonrasında Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye gelecek olması, Kuzey Suriye ve Kuzey Irak politikaları konusunda yeni bir süreci başlatacaktır.

Şuana dek bölgede, ülkemize düşman terör örgütleriyle ittifak eden ABD’nin, geldiğimiz noktada yeni bir planlama ve revizyona yöneldiğini görüyor ve duyuyorum.

Uluslararası söz  ve bilgi sahibi dostlarla ve küresel sistemi akılla oluşturma eğilimindeki kişilerle yaptığım görüşme ve sohbetlerden edindiğim izlenim tam da böyle.

Kaldı ki; ABD’nin bu noktada Güvenli Bölge vb. gibi planlar üzerinde Türkiye ile görüşmeler sürdürdüğü ve iki en yetkili ABD’linin gelişiyle de bu istişarelerin bir noktaya getirilmek istendiği aşikardır.

Önümüzdeki günlerde Türk-ABD, Türk-Rus ve Türk-İran ilişkisinde yeni süreçlerin başlaması muhtemeldir.

ABD ile müzakerelerde, Türkiye Afrin Harekatı ve kararlılığıyla masaya otururken, ABD ise farklı donelerle Türkiye’yi bir noktaya getirmeye çalışacaktır.

Afrin’e takviye gelen terör örgütü üyeleri ve  Dohuk’da üs kuracağının söylenmesi, ABD’nin ülkemize karşı  hamle ve kozlarının başlıcaları veya görünen kısmıdır.

Peki bu terörist nakliyesi ve sevkiyatıyla ABD ne amaçlıyor.?

Acaba Afrin, yeni gelen teröristlerle daha da tahkim edildi; “sıkıntı yaşarsın, çok şehit verir ve zorda kalırsın mı demek isteniyor.?

Acaba, bizimle uzlaşmaya varmazsanız Dohuk’da da üs kurarak, Kuzey Irak bölgesini daha tehlikeli hale getiririz mi demek istiyor.?

Yoksa; bizimle anlaşın, bir uzlaşmaya varalım; sonrasında Afrin’de toplu haldeki terör örgütü üyelerini imha edersiniz. Biz de YPG/PYD/PKK’yı, mutabık kaldığımız boyutlarda görmezden geliriz ve hatta “satabiliriz” mi demek istiyor.?

Bu hamlelerin hepsi Türkiye-ABD arasında konuşulacak, müzakere edilecek ve masaya sürülecektir.

Ama yukarıda zikrettiğim, dünya genelinde ortaya çıkan yeni uzlaşmacı durum ve konjonktürün Suriye ve hatta başka konularda Türk-ABD ilişkilerine de yansıyarak; güvensizliğin azalacağı, yeni ittifak  alanlarının oluşacağı, Türkiye’nin bölgesel rol ve modelliğinin bir ölçüde kabul edileceği yeni bir sürecin başlayacağını düşünüyorum.

Bu konuda, yakın zaman içinde ilginç ve farklı gelişmelere şahit olacağız.

Bu noktada, Suriye özelinde Türkiye-Rusya ilişkisine dikkat çekmek istiyorum.

2011 yılından beri Suriye konusunda ABD  hep çelişik, tutarsız ve yalanlarla dolu bir politika izledi.

ABD’nin, Obama dönemiyle başlayan bu ikircikli, güvenilmez ve tutarsız tutumu aklıselim sahibi deneyimli ve soğukkanlı pek çok ABD’li devlet adamınca da ikrar ve itiraf edildi.

Bu konuda ülkemiz kamuoyunda da, hemen herkes fikir birliği içindedir.


Ama, asıl Rusya-İran-Türkiye işbirliğine çok daha fazla dikkat edilmesi ve her iki ülkenin de samimiyetine güvenilmemesi kanaati ve düşüncesindeyim.

Suriye sorununda etkin bir güç olması hasebiyle özellikle Rusya ile ilişki ve işbirliklerinde, sürekli müteyakız ve uyanık olmalıyız/olmak zorundayız.

Bir Rus general der ki; “İngilizlerle düşmanlık zordur ama dostluk daha zordur.

Bu söze,  kişi kendinden bilir kabilinden bakarsak; asıl Rusya ile dostluk ve işbirliğine cuk oturan ve tarif eden bir söz demek daha doğru olur.

Rusya ile işbirliği, ayı ile yatağa  girmek gibidir.

Hele de, Putin gibi oportünist, renksiz ve öngörülmez bir devlet başkanı varsa.

Suriye’de Rusya’nın ve dolayısıyla Putin’in amacı; Türkiye ile ABD’yi, bölge üzerinden karşı karşıya ve  hatta çatışma noktasına getirmektir.

Bu yüzden de, Rusya ile özellikle iyi ilişkiler içindeyken, en dikkatli olunması gereklidir.

Afrin Harekatı’nın yavaş ilerlediği konuşuluyor.

Bu durumun ana sebebi, aslında Rusya’nın Afrin konusunda ülkemizle diyaloğundaki gelgitlerdir. Özellikle geçen gün uçağının düşürülmesi sonrası savaş uçaklarımızın bazı bölgeler üzerinden uçmasına engel teşkil edecek her türlü atraksiyona başvurmaktadır.

Savaş uçaklarımıza teknik kilitleme ve etkisizleştirme dahil pek çok engelleyici unsurları devreye sokarak harekatı yavaşlatmakta ve etkisizleştirmektedir.

Hatta, geriden ve gizliden Rejim üzerinden YPG/PYD’ye dolaylı destek sağladığı duyumları bile alıyorum.

Çünkü, Rusya’nın amacı Türkiye’nin Afrin’i terörden arındırmasından ziyade,  ABD ile olabildiğince çatışma noktasına sevketmektir.

Bu noktadan hareketle; Rusya’nın dostluğuna da, düşmanlığına da  itina, dikkat ve akıllı bir duruş sergilemek mutlak gereklidir.

Asla güvenmeden, akıllı ve akılcı hareket stratejisiyle hareket edilmelidir.

İlişkimizde, Rusya’ya güvenmek iyidir ama güvenmemek daha iyidir sözü temel prensip olmalıdır.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlarım…

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

YORUMLAR

Mustafa taşkiran08.02.2018 16:28
Türkün türkten başka dostu yoktur çanakkaleden geçemiyenler akdenize hedef aldi.
 
 08.02.2018 02:12 Güncelleme Tarihi:  08.02.2018 15:14  26877 Okunma

Güç ve akıl, yeni dünya düzenini kurmaya başladı..

'Güç ve Akıl' sahibi egemenler, yeni dünya düzeninde nihai noktaya yaklaştılar.

Güç ve akıl, yeni dünya düzenini kurmaya başladı..
(Not: Yazı uzun gelebilir. Yeni Dünya Düzeni’ne dair genel bir değerlendirme yaparak, son gelişmeleri toplu ve bütünlük içinde sunmak istedim. Sıkılmadan sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim.)

Bizim dikkatimizin, doğal olarak kendi coğrafyamıza teksif olduğu bugünlerde, dünyanın farklı yerlerinde çok ciddi ve ilginç gelişmeler yaşanıyor.

Küresel düzlemde kronik hal almış ülkeler arası sorunlar, sanki gizli bir el marifetiyle uzlaşmaya doğru gidiyor.

Mesela; coğrafyamızdan çok uzaklarda ama kendi bölgesinde önem arzeden Avusturalya-Yeni Zelanda arasındaki sorun anlaşmayla sonuçlandı.

Keza, İsrail ve ABD'nin büyük tepki gösterdiği "Yahudi soykırımında Polonyalıların Nazilerle suç ortağı olduğu iddiasını yasaklayan" yasa, Polonya Cumhurbaşkanı Duda tarafından onaylandı.

ABD ve Yahudiler’in tepkisi nedeniyle bir türlü onaylanmayan bu tasarının kanunlaşması, sıradan bir durum değildir.

Bu kararla verilmek istenen mesaj; Yahudilerin serkeşliğine, anarşist yayılmacılık ve saldırganlığına, Ortadoğu ve Avrupa merkezli silahlı ve siyasi terör yaratmalarına gem vurulmasından başka bir şey değildir.

Bu olay, Yeni Dünya plancısı akıl sahiplerinin Yahudilere ayar vermesi, hizaya sokması ve had bildirmesidir.

Orta vadede, Afganistan sorunu da çözüm yoluna girecektir.

Bugünün değil de, özellikle gelecek on yıllarda önem arzedecek, zengin yeraltı kaynaklarına sahip olan Afganistan, dibe vurmuşluğu bir süre daha yaşadıktan sonra, yeni bir düzene kavuşacaktır.

Bu yeni planlamada, yeraltı zenginlikler ve kaynaklar çok büyük önem taşımaktadır.

Yeraltı kaynakları derken de; petrol ve doğalgaz akla gelmesin.

Evet, petrol ve doğalgazın anlam ve önemi yadsınamaz ve hepimizin malumudur.

Ama, planlanan yeni yüzyılın ikinci çeyreği ve sonrası süreçte, yepyeni yeraltı kaynaklar öne çıkacak olup; bugün, o kaynaklara dönük tespit ve planlamalar yapılmaktadır.

Savaşın ve hatta nükleer savaşın eşiğine gelmiş olan ABD-Kuzey Kore ilişkisinde, konsensüse yönelik ilginç gelişmeler oluyor, yeni bir dönem başlıyor. Uzlaşma ve normalleşme adımları atılıyor.

AB’nin Batı Balkanlara doğru genişleme planı çerçevesinde; Sırbistan, Arnavutluk, Karadağ, Makedonya, Bosna Hersek ve Kosova’yı da dahil etme planları da, bu yeni konseptin Avrupa boyutlu yansımalarıdır.

26 Mart’da AB-Türkiye zirvesi yapılacak.

Bulgaristan’ın dönem başkanlığı yaptığı bu toplantıya Erdoğan bizzat katılacak. Uzun zamandır hasmane söylem ve eylemlerine devam eden AB’nin bu toplantı sonrası, yeni fasılların da açılarak, buzların erimesine dönük atacağı adımlarla yeni bir sürecin başlaması muhtemeldir.

Ve hatta, üyelik konusunda sürpriz bir teklif ve yakınlaşmanın şaşırtıcı olmayacağı duyumlarını da alıyorum.

Avrupa sevmese bile, Türkiye’siz bir oluşumun zaafının farkındalar.


Hani denir ya; ne Türkiye’li, ne de Türkiye’siz…

Rusya konusunda önümüzdeki günlerde ilginç gelişmeler olabilir.

Putin’e seçim öncesi ayar verilmesi ve gücünün nihayetsiz ve herkese meydan okuyabilir şekilde olmadığının hatırlatılacağını düşünüyorum.

Rusya’yı bu hizaya çekme hamlesi daha çok ekonomik enstrümanlarla olabilir.

Ve hatta, aldığım duyumlara ve yaptığım istişarelere göre, Körfez sermayesiyle semirtilen kimi Rusların Oligark’laştırılarak Putin’e gözdağı verileceği ve hoyratlaşma konusunda ayar çekileceği söylenmektedir.

Aslında Putin de, Rus halkının desteğinin koşulsuz olmadığının farkındadır.

Bu bağlamda; Rusların alım gücünün düşmesi, Putin’in iktidarını sarsacak en önemli olgudur ve iktidarının yumuşak karnıdır.

Yeni Dünya düzeninin İngiliz Siyaseti çerçevesinde oluşacağı düşünülmesin.

Yeni Yüzyılı planlayarak, o konsepte uygun bir yönetsel yapı tesis etmek isteyenler, sanki İngilizler’miş gibi bir algı olduğunu görüyorum.

Ama kazın ayağı hiç de öyle değil.

Küresel Hakimiyeti tesis etmek isteyen “güç ve akıl” sahibi olanlar; İngiliz’dirler, Amerikalı’dırlar, İtalyan’dırlar, Çinli’dirler, belki Rus’tur, belki biraz Türk’tür, belki de Fransız’dır veya Almandır.

Bu “güç ve aklı” tek bir millet veya devlete indirgemek, olayı anlamamışlık demek olur.

Bu yüzden de, İngilizler’le istişare ve uzlaşma, işin finalinde yapılacaktır. Çünkü İngiliz siyasetinin hem sinsi hem kıvrak ve ince diplomasi içeren bir hassasiyet üzere olduğunun farkındalar.

Çünkü bu ana kadar, ABD’nin şangır şungur, kırarak, dökerek yarattığı küresel hasarda, nedense hep vebal ABD’ye çıkmıştır.

Ama işin arkasında, İngilizlerin olduğunu bilenler bilir.

Küresel ölçekli savaş ve çatışmaların, terör ve terörizasyonun faturası ABD’ye kesilmiş; has oğlan İngilizler, kötü çocuk ise hep ABD olmuştur.

Ama, aslında ipleri elinde tutan genelde veya hep, İngiliz Siyaseti olmuştur.

Bütün bu nedenlerden ötürü son tahlilde; final müzakere ve görüşmesi İngilizlerle yapılacak ve kaçınılmaz şekilde de uzlaşılacaktır.

Amerika içindeki yönetsel kargaşa ve çelişkiler bir süre daha devam edebilir.

Çünkü “su bulanmadan durulmaz” misali, ABD yönetiminde etkin olan bazı güç odaklarının dibe vurması beklenecektir.

Bu bağlamda; Yahudilerin geri adım atmaları sağlanacak, NeoCon’ların eski mevzilerine çekilmeleri tesis edilecek, Evangelist’lerin yönetimdeki sesleri kısılacak ve Pentagon, gelecek olan “yönetsel akıl”la uyumlu hale getirilecektir.

Böylelikle, Pentagon’un devlet içinde devlet gibi hareket etmesinin önü kesilecek; “Ortak Akıl”dan bağımsız, terör örgütleri üzerinden yaptıkları eylemlerle, dünyanın farklı bölgelerini terörize ederek; kargaşa ve kaos
yaratmalarına müsaade edilmeyecektir.



Kurt bulanık havayı sever” kabilinden, “akıl sahipleri” bu sisli ve flu ortamda; kimin kime, neye, nasıl ve niçin hizmet ettiğini daha iyi gözleyerek, avına hamle için en uygun anı kolluyor ve kollamaktadır.

İşte o an geldiğinde;  ABD, asıl söz sahibi akıl tarafından yönetilmeye başlayacak, bu “güç ve akıl”, ipleri tamamen veya ekseriyetle ele alacaktır.

Kaldı ki; bahse konu bu “güç ve akıl”, ABD yönetiminde yekpare bir sistem ve tek seslilik oluşturduğunda, Yeni Dünya Düzeni’nin temelleri atılmış olacaktır.

Türkiye ve coğrafyamıza gelince…

Ülkemiz, bu Yeni Dünya Düzeni’nde önemli bir parça ve bölgesel başat aktör olacaktır.

Hem son yıllardaki uyanış ve gelişmişliğimizin, hem coğrafyamızın ve hem de yeni yüzyıl konjonktürünün bize getirdiği rol budur.

Güç ve akıl” sahipleri Yeni Dünya dizaynının Türkiye’siz olmayacağının veya Türkiye olmadan sağlıklı kurulamayacağının farkında.

Bu yüzden de; bölgesel sorun ve konulara yoğunlaştığımız bu sıralar, Yeni Dünya dizaynı içerikli büyük resmi pas geçmeden, devlet aklıyla, akıllı ve akılcı ince diplomasiyle; yeri geldiğinde fiziksel bilek gücünü, yeri geldiğinde soğukkanlılıkla akıl ve beyin kıvraklığını içeren diplomasiyi kullanma marifetini göstermeli ve geleceğe bu hassasiyetle bakabilmeliyiz.

Ancak bu şekilde, kendi lider rolümüzü pekiştirir, gösterir ve görürüz.

2017 başlarından itibaren ve özellikle  ikinci yarısından sonra, diklenmeden dik durmanın ve içeride-dışarıda akılcı hareket etmenin semeresini almaya ve görmeye başladık.

Kararlılık ve gerektiğinde “savaşsa savaş, ölümse ölüm” diyebilirlik içeren varoluş hamlemiz, batılı güçlere, “güç ve akıl” sahiplerine figüran değil de, “ortak” pozisyonlu bir ülke olacağımızı gösterdi ve hatırlattı.

Cerablus ve  El Bab’da yaptığımız ve halen Afrin’de yürüttüğümüz harekat, bölgesel inisiyatifin Türkiye olmadan olamayacağını dünya kamuoyuna en net şekilde göstermiştir.

Ama asıl olan; çarpışarak, savaşarak elde edilen kazanımların, diplomasiyle sürdürülmesi ve kötü diplomasiyle berheva edilmemesidir.

Afrin Harekatı’nın başlamasından bu yana, Avrupa ve özellikle ABD’nin söz ve eylemlerindeki şaşkınlık, çelişki veya değişikliğe dikkatleri çekmek istiyorum.

Bu bağlamda; haftasonu  ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve sonrasında Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye gelecek olması, Kuzey Suriye ve Kuzey Irak politikaları konusunda yeni bir süreci başlatacaktır.

Şuana dek bölgede, ülkemize düşman terör örgütleriyle ittifak eden ABD’nin, geldiğimiz noktada yeni bir planlama ve revizyona yöneldiğini görüyor ve duyuyorum.

Uluslararası söz  ve bilgi sahibi dostlarla ve küresel sistemi akılla oluşturma eğilimindeki kişilerle yaptığım görüşme ve sohbetlerden edindiğim izlenim tam da böyle.

Kaldı ki; ABD’nin bu noktada Güvenli Bölge vb. gibi planlar üzerinde Türkiye ile görüşmeler sürdürdüğü ve iki en yetkili ABD’linin gelişiyle de bu istişarelerin bir noktaya getirilmek istendiği aşikardır.

Önümüzdeki günlerde Türk-ABD, Türk-Rus ve Türk-İran ilişkisinde yeni süreçlerin başlaması muhtemeldir.

ABD ile müzakerelerde, Türkiye Afrin Harekatı ve kararlılığıyla masaya otururken, ABD ise farklı donelerle Türkiye’yi bir noktaya getirmeye çalışacaktır.

Afrin’e takviye gelen terör örgütü üyeleri ve  Dohuk’da üs kuracağının söylenmesi, ABD’nin ülkemize karşı  hamle ve kozlarının başlıcaları veya görünen kısmıdır.

Peki bu terörist nakliyesi ve sevkiyatıyla ABD ne amaçlıyor.?

Acaba Afrin, yeni gelen teröristlerle daha da tahkim edildi; “sıkıntı yaşarsın, çok şehit verir ve zorda kalırsın mı demek isteniyor.?

Acaba, bizimle uzlaşmaya varmazsanız Dohuk’da da üs kurarak, Kuzey Irak bölgesini daha tehlikeli hale getiririz mi demek istiyor.?

Yoksa; bizimle anlaşın, bir uzlaşmaya varalım; sonrasında Afrin’de toplu haldeki terör örgütü üyelerini imha edersiniz. Biz de YPG/PYD/PKK’yı, mutabık kaldığımız boyutlarda görmezden geliriz ve hatta “satabiliriz” mi demek istiyor.?

Bu hamlelerin hepsi Türkiye-ABD arasında konuşulacak, müzakere edilecek ve masaya sürülecektir.

Ama yukarıda zikrettiğim, dünya genelinde ortaya çıkan yeni uzlaşmacı durum ve konjonktürün Suriye ve hatta başka konularda Türk-ABD ilişkilerine de yansıyarak; güvensizliğin azalacağı, yeni ittifak  alanlarının oluşacağı, Türkiye’nin bölgesel rol ve modelliğinin bir ölçüde kabul edileceği yeni bir sürecin başlayacağını düşünüyorum.

Bu konuda, yakın zaman içinde ilginç ve farklı gelişmelere şahit olacağız.

Bu noktada, Suriye özelinde Türkiye-Rusya ilişkisine dikkat çekmek istiyorum.

2011 yılından beri Suriye konusunda ABD  hep çelişik, tutarsız ve yalanlarla dolu bir politika izledi.

ABD’nin, Obama dönemiyle başlayan bu ikircikli, güvenilmez ve tutarsız tutumu aklıselim sahibi deneyimli ve soğukkanlı pek çok ABD’li devlet adamınca da ikrar ve itiraf edildi.

Bu konuda ülkemiz kamuoyunda da, hemen herkes fikir birliği içindedir.


Ama, asıl Rusya-İran-Türkiye işbirliğine çok daha fazla dikkat edilmesi ve her iki ülkenin de samimiyetine güvenilmemesi kanaati ve düşüncesindeyim.

Suriye sorununda etkin bir güç olması hasebiyle özellikle Rusya ile ilişki ve işbirliklerinde, sürekli müteyakız ve uyanık olmalıyız/olmak zorundayız.

Bir Rus general der ki; “İngilizlerle düşmanlık zordur ama dostluk daha zordur.

Bu söze,  kişi kendinden bilir kabilinden bakarsak; asıl Rusya ile dostluk ve işbirliğine cuk oturan ve tarif eden bir söz demek daha doğru olur.

Rusya ile işbirliği, ayı ile yatağa  girmek gibidir.

Hele de, Putin gibi oportünist, renksiz ve öngörülmez bir devlet başkanı varsa.

Suriye’de Rusya’nın ve dolayısıyla Putin’in amacı; Türkiye ile ABD’yi, bölge üzerinden karşı karşıya ve  hatta çatışma noktasına getirmektir.

Bu yüzden de, Rusya ile özellikle iyi ilişkiler içindeyken, en dikkatli olunması gereklidir.

Afrin Harekatı’nın yavaş ilerlediği konuşuluyor.

Bu durumun ana sebebi, aslında Rusya’nın Afrin konusunda ülkemizle diyaloğundaki gelgitlerdir. Özellikle geçen gün uçağının düşürülmesi sonrası savaş uçaklarımızın bazı bölgeler üzerinden uçmasına engel teşkil edecek her türlü atraksiyona başvurmaktadır.

Savaş uçaklarımıza teknik kilitleme ve etkisizleştirme dahil pek çok engelleyici unsurları devreye sokarak harekatı yavaşlatmakta ve etkisizleştirmektedir.

Hatta, geriden ve gizliden Rejim üzerinden YPG/PYD’ye dolaylı destek sağladığı duyumları bile alıyorum.

Çünkü, Rusya’nın amacı Türkiye’nin Afrin’i terörden arındırmasından ziyade,  ABD ile olabildiğince çatışma noktasına sevketmektir.

Bu noktadan hareketle; Rusya’nın dostluğuna da, düşmanlığına da  itina, dikkat ve akıllı bir duruş sergilemek mutlak gereklidir.

Asla güvenmeden, akıllı ve akılcı hareket stratejisiyle hareket edilmelidir.

İlişkimizde, Rusya’ya güvenmek iyidir ama güvenmemek daha iyidir sözü temel prensip olmalıdır.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlarım…

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

YORUMLAR

Mustafa taşkiran08.02.2018 16:28
Türkün türkten başka dostu yoktur çanakkaleden geçemiyenler akdenize hedef aldi.
 
 03.02.2018 22:19 Güncelleme Tarihi:  08.02.2018 15:14  174523 Okunma

FETÖ mücadelesinde mağdurlara hassasiyet gösteriliyor mu..?

Şimdi sırası mı diyebilirsiniz. Afrin'e Harekat sürerken bu konuyu gündeme getirmek 'neden şimdi' diye düşünebilirsiniz. Ama devlette süreklilik esastır.

FETÖ mücadelesinde mağdurlara hassasiyet gösteriliyor mu..?
Devletin izzet ve azameti öyle bir şeydir ki; kritik anlarda bile, kurumsal işleyiş, vatandaşlarla ilgili sorunların halli ve içeride sistemin sorunsuz işleyişini gerektirir.

İçeride rutin işleyiş devam etmelidir ki; böylesi kritik süreçlerde, birlik ve beraberlik sıkılaşsın, halkın devletinin gücüne, adaletine ve kriz yönetimine güveni sarsılmasın.

Bu yüzden;  bu konuların da pas geçilmeden, gerekenlerin yapılması, mağduriyetlerin giderilmesi, at izinin it izine karışmadan, suç/suçlu ayrımının yapılması için konuyu gündeme taşıdım.


İş çevresi sıkıntılı, işadamları endişeli, şirketler mağdur.

İhraç edilip, idari veya mahkeme kararlarıyla iade yolu açılanlara dair, kim ne yapacağını bilmiyor.

Zayi” ibaresiyle iptal edilen pasaportlar ve  yurtdışına çıkış yasaklarına dair belirsizlik hakim.

Mağduriyeti tescillenmiş vatandaşlar ne yapacağını, kime, hangi kuruma başvuracağını bilemez halde.

Bunların sayısı o kadar çok ki..

Böylesi hatalar, mağduriyetler ve sıkıntılar öyle artarak ortaya çıkıyor ki..!

15 Temmuz ihanet gecesinin ateşiyle çok hızlı hareket edilmesi gerekiyordu.

Devletin bekası esas idi.

İhanet yangınını söndürmek için çok hızlı ve yoğun bir tasfiye süreci yaşandı.

O dönemde bu normal karşılandı.

Mağdur olanlar bile sesini çıkartmadı.

Çünkü onlar devletine inanıyor ve adaletin tecellisine kuşku etmiyorlardı.

Böyle anlarda olur böyle kazalar, ama hak yerini bulur sonunda. Devletimiz haklıyı-haksızı, haini-hain olmayanı, mağduru-suçluyu mutlaka ayırt edecektir” diyerek sabırla beklediler.

Ama emin olun ki; devlete sadakat ve teslimiyetle olan bu tevekkül ve sabır, taşma noktasına geldi.

İnsanlar artık küsmeye, kızmaya ve devletten kopmaya yakın noktadalar.

Olay, artık öyle bir travmaya dönüşüyor ki; toplu bir kopuşa doğru gidiyor.

Unutmamalıyız ki; FETÖ denen bu illet ve ihanet ağı PKK’dan filan çok daha beter bir terörist olgudur.

PKK terörizmi tanımlanabilir ve sınırları öngörülebilir bir örgüttür.

Ama FETÖ hiç öyle değil.

Birinci, ikinci veya üçüncü dereceden yakınlık olmak üzere, dokunmadığı aile neredeyse yok gibidir.

Ülkemizin kılcallarına kadar nüfuz eden sosyolojik bir illettir.

Her aileyi bir şekilde yaralayan, vuran, kanser eden habis bir ur gibidir.

Bu yüzden de; önce FETÖ mağduru olan vatandaşlarımızı şimdi de devlet mağduru haline getirmemeliyiz.

Evet;  Devlet bu mücadelede asla taviz vermemeli, müsamaha göstermemeli; ama kılı kırk yararak hareket edip suçlu/suçsuz ayrımını hassasiyet ve ivedilikle yaparak, adalet duygusuna, devlete güven algısına da halel
getirmemelidir.

Unutmayalım ki; geciken adalet, adalet değildir.

Bıçak kemiğe dayanmıştır ve eğer; yapılan soruşturma, kovuşturma ve muhakemelerle, yapılan hatalar, ortaya çıkan mağduriyetler ve yanlış kamu tasarrufları sona erdirilmez ise; bugünden başlamak üzere önümüzdeki
yirmi/otuz yılımızı etkileyecek sosyolojik kopuş, kin ve travma ortaya çıkacaktır.

İşte asıl o zaman FETÖ ve arkasındaki düşman güçler amacına ulaşmış olacak; millet-devlet bağını zedeleyerek istediklerini elde etmiş olacaklardır.

Bu coğrafya bin yıllık kadım devlet geleneğinde millet-devlet el ele oluşuyla ayakta kaldı ve hala bir devlet-vatan olgusuyla hayatiyetini sürdürebiliyor.

Aksi takdirde öyle bir noktaya gelebiliriz ki; “devlet olarak ne yapsan boş, artık bir önemi kalmadı noktasıdır bu kritik eşik.

Bu eşik, “ben yanarım yavruma, yavrum yanar yavrusuna” dönemecidir ki; artık ne yapsan bir kıymet-i harbiyesi de olmaz.

Devlet olarak yapılması gerekenler..

ok FETÖ konusunda;  her ilde, her kurumda, her mahkemede kriter ve ölçütler net ve bariz bir şekilde ortaya konmalıdır. Bu kriterler  gayri resmi de olsa, medya aracılığıyla servis/ilan edilmelidir.

ok 17-25 Aralık sonrası FETÖ Mücadelesi kapsamında yapılan çalışmalar da dahil olmak üzere; özellikle 15 Temmuz sonrası mücadele kapsamında yapılan tüm iş ve işlemler ivedilikle, en ince detayına kadar incelenerek suçlu/suçsuz, hain/mağdur ve yanlış/doğru ayrımı yapılmalı ve masum olanlara yönelik kısıtlamalar kaldırılarak, haklar acilen iade edilmelidir.

ok OHAL Komisyonu, çalışmalarına hız vermeli, başvuruları hassasiyetle incelemelidir.

ok OHAL komisyonu Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmalı ve hiyerarşik üstünlüğü, bütün kamu kurumlarına hissettirilmelidir.

ok OHAL komisyonu iadeleri, sadece posta yoluyla değil; kamuya ilan ederek bildirmeli ve iade edilen vatandaşın aklandığını internetten açıkça deklare etmelidir. Kanunlarımızda yer alan, “lekelenmeme hakkı” gözetilmeli ve kişilerin masumiyetinin kamuoyunca bilinirlik arzetmesi için her türlü gayret sarf edilmelidir.

ok Hak iadelerinde, ama hepsinden de ötesi; hak iadesi ve masumiyet durumunun ortaya çıkması konusunda ivedi olunmalıdır.

ok Mağduriyeti belgelenmiş olanların hak iadesi için bir kurum görevlendirilmelidir. Kamuoyunca Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü yetkiliymiş gibi bilinmektedir. Ama bu kurumun, mağdurların hak iadesiyle ilgili hiçbir yetkisi yoktur.

ok Bunun için hemen/acilen/ivedilikle Bakanlar Kurulunca bir karar alınarak, bir kurum net şekilde yetkilendirilmeli ve sorumlu kılınmalıdır. Bu kurumun, geçici bir süre tek görev ve yetkisi bu konuyla ilgili olmalıdır.

ok Çünkü mağdurların iade işlemleri bakanlıkların inisiyatifine bırakılmayacak kadar önemlidir.
 

Yoksa emin olun ki; iş işten geçmiş olacak, ağaca çakılan çivi misali, yıllarca o gövdede kalan yara gibi, insanların ruhunda, gönlünde ve aklında “devlet yarası” oluşacaktır.

Herkes ama herkes; Sayın Cumhurbaşkanı’nın FETÖ mücadelesinde tavizsiz duruşunu ve mağduriyetlerle ilgili hassas ve duyarlı oluşunu örnek almalıdır.

FETÖ mücadelesinde rehavete asla yer vermeden; mağduriyetlerin giderimi ve hak iadeleri konusunda  en yüksek hassasiyetle ve sorumluluk alarak, Cumhurbaşkanı’nın bu çetin süreçte yükü hafifletilmelidir.

Aksi takdirde, tarih bizi affetmeyecektir.


Not: Yazımın içerisinde dile getirmiş olmama rağmen yeniden vurguluyorum ki; FETÖ mücadelesinde asla taviz verilmemelidir. Bu konuda dün hangi noktadaysam hala da aynı duruştayım. Yazımda mağduriyetlere vurgu yapmış olmam, bu mücadeleyi yürütürken hakkaniyet ve adalet duygusuna olan ihtimam ve özenimdendir.

Mağduriyetleri dile getirirken; FETÖ konusunda  şaibe olanların, soruşturma ve kovuşturma yapılanların, hakkında kamuoyunca FETÖ algısı oluşmuş kişilerin, siyasi ve bürokratik kadrolara getirilmesi veya bulundukları görevlerde bırakılmasına asla kayıtsız kalamam ve kalınmasına da kızgınım.

Haklarında herhangi bir mahkumiyet çıkmamış da olsa; bu kişilerin gözönünde olan görevlere getirilmesi maşeri vicdanı ve FETÖ mücadelesindeki objektiviteyi zedelemektedir. Bu konuda düşüncem ve kanaatim nettir.

Sonraki günlerde bu konuyu da ele alacağım.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlarım…

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

YORUMLAR

Ahmet Çelik Tarsus08.02.2018 16:49
Cengiz abi, bu FETÖ konusunda ne kadar yüreğini tüketirsen tüket, bende bir vatandaş olarak yüreğimi tüketirsem tüketeyim ben hiçbir sonuç alamadım söylediklerim de. Herkes işinde gücünde abi. Saygılar ellerinden öpüyorum
Şevket04.02.2018 20:33
Devleti ve beka'sı için endişe duyan aydın bir kişinin tespiti olkuş. Elinize sağlık.
tamer mertoğlu04.02.2018 08:40
Takipsizlik kararı aldım, aylardır iade olmayı bekliyorum, ama bir ses yok
 
 29.01.2018 23:35 Güncelleme Tarihi:  03.02.2018 01:52  98485 Okunma

Türkiye doğru yoldadır ve asla durmamalıdır..

'America Alone', Amerika yalnız…

Türkiye doğru yoldadır ve asla durmamalıdır..
Amerika’nın önde gelen dergilerinden Time’ın bu sayısının kapağı böyle.

Amerika yalnız.
Sadece yalnız mı.?
Aynı zamanda itibarsız,
Saygısız, sempatisiz ve kancıl.
Güvenilirliğini de bitiriyor.
Dünya sathında Amerika aleyhtarlığı çok hızlı şekilde artıyor.
Çünkü Amerika tutarsız,
Amerika çelişik,
Amerika’da birkaç “Amerikacık” var.
Her kafadan bir ses çıkıyor.

Pentagon ayrı telden, CIA ayrı telden, Beyaz Saray başka bir makamdan çalıyor.

Kurumsal bütünlük bitmiş.
Dışişleri Bakanı’yla, Dışişleri sözcüsünün sözleri bile birbiriyle tutarsız.

ABD Başkanı Trump, Erdoğan ile telefon görüşmesi yapıyor.

Beyaz Saray açıklaması fecaat.
Görüşmeyle alakasız söz ve söylemler içeriyor açıklama.
Basit bir hata mı bu.?
Hayır değil.
Bilinçli bir sabotaj ve resmen, hizipler arası çatışmanın dışavurumu.

Düşünün lütfen…
Türkiye’nin Afrin’e yönelik “Zeytin Dalı” Harekatı başladı ve sekiz gün geçti.

Sekiz günde neredeyse, 18 değişik açıklama işittik ABD yetkililerinden ve kurumsal temsilcilerinden.

Sadece Türkiye değil; bütün Dünya, bu çelişik ve paradoks beyanatlarını takip ediyor şaşkınca, ABD’nin.

Peki Amerika bu hallere nasıl düştü..?
Hep vurgulamıştım.
ABD’yi kimin veya hangi zihniyetin yöneteceğiyle ilgili kavga fasılasız/fasılalı sürüyor.
Ve hatta gün be gün tırmanıyor.

İki ana akım olarak söyleyecek olursak; “Akıl” mı yönetecek, yoksa “Silah” mı.?

Yani “aklı” önceleyen ve etkinliği sadece ABD ile sınırlı olmayan kesim mi, yoksa; Pentagon-NeoCon-Evangelist-Yahudici zihniyet mi…

Özellikle ülkemiz ve coğrafyamız açısından bakınca; Pentagon-NeoCon kesimin görüntüselliği öne çıkıyor.

Ama dünya hakimiyeti “akılla” sağlanır diyen kesim, oyun içinde oyun kuruyor oynuyor ve şuanda ABD’yi yönettiğini sananları bile, kendi oyunlarında oyuna getiriyor.

Rezil ediyor.
Her geçen gün, ABD denen dünya jandarmalığına soyunan zihniyet kendi çelişkileriyle, itibar ve mevzi kaybetmeye devam ediyor.

Ha… Hafife aldığımı sakın düşünmeyin.
Pentagon-NeoCon ve Yahudici kesim hiç de öyle kolay lokma değil.

Bunlar, küresel iktidarı ve dolayısıyla ABD yönetiminde etkinliklerini kaybetmemek için; ABD’yi de, Dünya’yı da ateşe verecek kadar gözü kara ve pervasızlar.

Bu tespitimi de, bir kenara koyuyorum.
Coğrafyamızda yaşananlara bakınca; ABD gibi bir ülkenin terör örgütleri üzerinden vekalet savaşlarını görünce, hibrit savaş denen bulanık ve kirli savaşı dibine kadar kullanma yanlısı  acımasızlığı ve inadı  görünce; bu kesimin hem ABD ve hem de Dünya için ne büyük bir tehlike olduğunu görebiliriz.

Türkiye ne yapıyor ve yapacak..?

Türkiye doğru yolda ve 2017 başı ve özellikle ikinci yarısından itibaren, oyunu kuralına göre oynamaya başladı.

Akıllı diplomasi” ile “Bilek gücünü” harmanlayarak, ilkesel ve bölgesel bazda bekasını koruma ve savunma stratejisiyle hareket ediyor.

Afrin Harekatı için akıllı ve akılcı bir hazırlık süreci yaşadı.

Bugünlere gelmeden, ABD’nin Pentagonist yönetimine karşı ittifak oluşumunun  ve öneminin farkına vararak adımlar atmaya başladı.

Aklı” önceleyenlerle asgari müştereklerde ve ülkesellik düzleminde, pek çok uluslararası hadiselerde birliktelik oluşturarak en uygun adımları attı/atıyor.

Katar Ambargosu, Kuzey Irak Referandumu ve son kertede BM’de Kudüs oylamasında; “akılcı bir diplomasiyle” küresellik arzeden bir “ortak cephe” oluşumuyla hareket etti.

Bu ise bize, Afrin Harekatı konusunda oldukça verimli bir zemin hazırladı.

Adeta Pentagon ABD’sinin söylem ve eylemleri devletimize bu adımı atması için mümbit bir gerekçe oluşturdu.

Bakınız…
NATO, İngiltere, Hollanda ve pek çok etkin mahfiller ülkemizin güvenliğine istinaden başlattığı bu harekatın meşruiyeti konusunda harekata olumlu açıklamalar yaptı.

Fransa’nın “sivillerin korunması” söylemli, göstermelik, BM Güvenlik konseyini acil toplantıya çağırmasından başka uluslararası bir girişim olmadı.

Daha önce de yazdım ve yeniden söylemekte fayda görüyorum.

Afrin’le başlayan harekatı, hedeflenen amaç elde edilmeden asla bırakamayız ve bırakmamalıyız.

Irak ve hatta İran sınırına kadar, sınırlarımızı teröre karşı güvenilir kılmadan vazgeçemeyiz.

Asla vazgeçmemeliyiz de…
Çünkü Pentagon ABD’sinin karşısındaki “güç ve Akıl” bu noktada bize destek veriyor.

Aslında o ”Akıl”, bir taşla birkaç kuş vuruyor.
Hem ülkemizle asgari müştereklerde yeni yüzyıl planlamasına dair ittifak oluşturuyor, hem de; en büyük hasmı konumundaki NeoCon-Pentagon ABD’sinin gücüne darbe vuruyor.

Çünkü bu kesim; ABD üzerinden oluşturmayı düşündüğü “küresel hakimiyeti” tesis etme noktasında Pentagon’culardan ayrışıyor.

Aralarında,çok ciddi yöntemsel ayrılıkları var.
Pentagon’cular, terör örgütleri üzerinden vekalet savaşlarıyla, bulanık ve kirli bir organizasyonla; yakarak, yıkarak ve sonrasında hedef coğrafyalarda kaos oluşturarak elde etme yaklaşımını benimsemişler.

Ki; şuanda Yemen, Afganistan, Katar, Ukrayna, Arabistan, Irak ve  Suriye’de yaptıkları aynen budur.

Bu, Pentagon zihniyetinin alışkanlık haline getirdiği “Soğuk Savaş Dönemi” refleksinin kötü bir uygulamasından başka bir şey değildir.

Ama, “Akıl” diyen kesimin yönetsel mantalitesi daha revize, çağcıl ve dönemin ruhuna adapte edilen yeni bir kombinezon şeklindedir.

Bu kesim;
Çift kutuplu dünya dönemindeki refleksi; adeta modifiye edip, yeni bir vizyonla hakimiyet kurma ve yeni yüzyıl planlama yaklaşımındadır.

Bunun ise en temel dinamiği, terör örgütlerini kullanmak yerine; devletlerle ilişki, ittifak ve iletişim oluşturulması tercihidir.

Savaştan ziyade; “akılcı diplomasi”yle etkileme, ele geçirme ve kullanma şeklindedir.

ABD’nin karakolu ve figüranı ülke söyleminden ziyade; “ortaklık, stratejik birliktelik, ortak akıl” gibi, yeni çağın cazip jargonu ve yaklaşımıyla hareket etmek özelliğindedir.

Hal böyleyken; bizim yapmamız gereken, bu iki güç arasındaki savaşımı dikkat ve ciddiyetle takip ederek, güçler dengesindeki yerimizi netleştirip, güven telkin ederek; ülkesel menfaatlerimizi maksimize etmektir.

Kuzey Suriye boyutlu olarak ise; 
Günübirlik soğutucu söz ve söylemlere itibar etmeden, ABD’nin bize muhatap sesinin güvensizliğini bilerek, akıllı, akılcı ve cesur eylemler ve diplomasiyle; şuanda ve ilerde menfaatlerimize daha yakın olan “akıl”la ittifakı pekiştirerek, dikkatli ve müteyakız iletişimle yürüyüşümüze devam etmeliyiz.

Öyle düşünüyorum ki ve kimi uluslararası dostlardan duyuyorum ki; yakın zamanda NATO tarafından ülkemizin terörle savaşımını içeren Afrin Harekatına dönük; desteğe ihtiyacımız olduğunda NATO’nun hazır olduğuna dair açıklamalar gelebilecektir.

Afrin Harekatı esnasında ve ilerleyen süreçte, Membiç ve Fırat’ın doğusuna dönük  terörden arındırma adımlarımızda; CIA tandanslı ciddi ve önemli istihbarat paylaşımlarının olabileceği de duyumlarım arasında.

Çünkü CIA da, Pentagon-NeoCon ABD’sinin bölgesel yürüyüşünden hoşnut değil ve hatta oldukça rahatsız.

Çünkü CIA da tıpkı FED gibi,  Pentagon-NeoCon’un, karşısında olan kesimin yanında ve kontrolünde.

Bu vesileyle de; Pentagonist yayılmacılığa ve Ortadoğu’ya dair NeoCon ABD’sinin politikalarından rahatsız ve karşı.

Ve şuanda; Ortadoğu ve Körfez boyutlu süreçte, Pentagon-NeoCon’lar ağır basıyor gibi görünse de; yakın zamanda “aklı” önceleyen kesimin etki ve ağırlığının barizleşeceğini ve etkisinin görünürlük arzedeceğini müşahede edeceğiz.

Bütün bu gelişmelere rağmen Membiç ve Fırat’ın doğusuna dair hedeflerimizde  bazı şeyleri asla dikkatten uzak tutmamalıyız.

Membiç Harekatı ile Afrin, birbirinden çok farklı strateji ve siyaset barındırmaktadır.

Afrin Harekatını başarıyla ve bütün hızıyla sürdürürken, Membiç için her türlü diplomatik aklı kullanma yolunda ilerlemeliyiz.

Evet, şuanda Afrin’le ilgili askeri ve operasyonel adımı atıyoruz ve atmaya da devam etmeliyiz.

Afrin Harekatının getirdiği ve getireceği olumlu kazanımları, diplomasi ve her türlü istişarelerle avantaja çevirerek Membiç konusunu çatışmasız halletmeyi tercih etmeliyiz.

ABD ile sarsılan güvensizliğe rağmen  farklı alternatifleri ve karşılıklı menfaatleri gözeterek, akıllı ve akılcı bir diplomatik iletişim oluşturarak Membiç’i terörden arındırma  yolunu gözetmeliyiz.

Afrin operasyonunun zafer sarhoşluğuna kapılmadan, operasyon zamanı operasyon; ama diplomasi zamanı ise diplomasi diyerek oyunu kuralına göre oynamalıyız.

ABD ile de, Rusya ile de, İran ile de; ne ezeli dostuz, ne de ebedi düşman…

Duygularımızla ve hamasetle hareket etmemeliyiz.

En etkili anda, ateşi ve diplomasiyi yerinde ve en etkili şekilde  kullanmayı başarı ile becerebilmeliyiz.

Bazı okurlarım soruyor; “Türkiye-ABD çatışması mı olacak yoksa..?

Şunu söyleyeyim; ABD Türkiye çatışması olmaz. ABD, Rusya çatışması da olmaz.

Bu üç ülke birbiriyle fiili ve fiziki savaş haliyle karşı karşıya gelmez.

O noktaya gelinse bile; mutlaka farklı  yol, yöntem ve figürler devreye girip bu çatışmaya  imkan verilmez.

Membiç konusunda, sonuç olarak; Türkiye, burayı Afrin gibi bir operasyona gerek kalmadan, ABD ve görünen/görünmeyen aktörlerle görüşerek ve iki tarafın da onay vereceği; kazananı ve kaybedeni  olmayacak bir formül üzerinde YPG/PYD/PKK/DAEŞ  teröründen  arındırılmış hale getirmelidir/getirecektir.

Yeniden söylüyorum.
Türkiye doğru yolda ilerliyor.


Çok büyük bir taktik ve stratejik hata yapmadığımız sürece, süreç bizim lehimize gelişecektir.

Her geçen gün, ülkemizin bölgesel başat aktörlüğü öne çıkacak ve coğrafyadaki halklar nezdinde oluşan itibarıyla lider ülke konumu pekişecektir.

Bu yüzden de;
Yeter ki, içerde bir ve beraber olalım.
Enseyi karartmayalım.
Omurgalı ve dik duralım.
Erdoğan husumeti uğruna, devlete ve bekamıza zarar verecek söz ve eylemlerden uzak duralım.

İktidarı yıkmak amacıyla her yolu meşru sayarak; Afrin Harekatı gibi geleceğimizin tesisi için çok büyük önem arzeden “Milli Harekata”  vurulan balta olmayalım.

Türkiye Cumhuriyeti gibi, ulu çınarın gövdesine vurulan hain baltaları tutan el olmayalım.

Kirli ve bulanık propaganda yapan terör örgütlerine ve ülkemize hasım devletlere malzeme vermeyelim.

Sahada/cephede kazandığımız ve kazanacağımız edinimleri  dahili ihtilaf ve siyasi husumetimizle berheva etmeyelim.

İktidarı, Erdoğan’ı sevmeyebilirsiniz.
Buna kimsenin bir sözü olmaz ve olamaz.
Ama, bu ülkede isen ve kimliğinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yazıyor ise;

İhanet etmeyeceksin/edemezsin, ihanete eşdeğer sonuçlar doğuracak muhalefet edemezsin/etmeyeceksin ve bu ülkeyi seveceksin/sevmek zorundasın.

Bu ülkenin, milli menfaatlerine halel getirecek eylem ve adımlardan şiddetle uzak duracaksın.

Normal zamanlardan farklı olarak; Herkes bu süreçte, bin düşünüp bir konuşmalıdır.

Haklı olunan kimi konularda bile; milli menfaatler söz konusu olduğunda, yutkunmalı ve susmalıyız.

Dik, diri, güçlü, bir ve beraber olacağız.

Devlet-vatan-millet-bayrak ulviyetimizde sımsıkı kenetleneceğiz.

Asla düşmeyeceğiz.
Yıkılmayacağız.
Bölünmeyeceğiz.
İnadına bir, inadına beraber, inadına “Biz” olacağız.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlarım…
ETİKETLER : Cengiz Aygün
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer GÜNCEL haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Gazi SOFT Haber Yazılımını Nasıl Buldunuz?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
FD HABER PORTALII